Makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2008 Perşembe

Türk Futbolunun En Temel Sorunu

Bir çocuk düşünün...
10 yaşında. Babası onu çok sevdiği takımının formasını almak için spor malzemeleri dükkanına götürür. Çünkü o zamanlar kulüplerin resmi ürünlerinin satıldığı mağazalar yoktur. Bu yüzden alınan forma genellikle orijinal değil taklit olur. Forma alınır, şort alınır, arkasında 8 numara "Prekazi", "Rıdvan" veya "Rıza" yazıyorsa daha da mutlu olunur. Bir de top alınır. Mahalleye gelinir. Çocuk yeni alınan her şeyini giyer, topunu alır, "topunu getir de maç yapalım" diyen arkadaşlarıyla hayatının ilk kazanma şevkini hissederek maça başlar derken çat.................Her mahallede numunelik olarak bulunan ve çocukları "başka yerde top oynayın lan" diye kovalayan, genelde araba sahibi, apartman yöneticiliği seçimini 1 oyla kaybetmiş, karanlık yüzlü bir tip çocukları kovar. İşte her sene bir Bojan Krkic, bir Wayne Rooney, bir Kaka çıkaramayışımızın nedeni o numunelik adamlardır işte.Bu yazıda türk futbolunun geleceğini baltalayan bu katillerden bahsedeceğiz.Hoş bizim mahalledeki mecazi anlamda değil hakikaten katildi, zira geçmişinde bir adamı öldürmüş hapis yatıp çıkmıştı, bu yüzden mahallede biz top oynarken sokaktan gelirse Bizimkiler'deki Cafer gibi "anaaaaam kaatil" diye kaçışırdık. Onun yüzünden ikiye bir, üçe iki yakaladığımız nice akını sonlandırdığımızı hatırlarım.

Bu adamların bir de "kapınızın önünde oynayın" diyaloglu kadın versiyonları vardır. Genelde ilk katın panjurlu pencelerini aralayıp "oğlum kapının önünde oynasana" derler, ama bilmezler ki bizim kapının önü betondur. Topu olan Serdar'ın yokuş aşağıydı, Mehmet'in kapısının önü ise bir kaleci için örneğin tam uçmalıktı. O yüzden orada oynardık. Mehmet belki de bugün euro 2008 kadrosunda olacaktı. Ama olamadı. Panjurlu teyze engelledi.İkinci tip akşam iş çıkışı elinde ekmek ve yoğurtla eve dönen, timberland ayakkabılı tiplerdir. Bu tipler genelde top ayaklarına gelince eline alıp top havaya dikip bir balkona atar, ya da "geç bakıyim kaleye bi şut çekeyim" diyip topa vurur, doğuştan Wagenhaus olduklarından da top dağa taşa giderdi. Bu yüzden maçın zevki kalmaz, top balkondan alınana dek ev sahibi kadınla uğraşılır ve maç ileri bir tarihe ertelenirdi. Ev sahibinin evine girip balkondan topu alan çocuk asla topu balkondan bize atmaz zira o yokken maöa başlayacağımızdan korkar, bu zafer edasıyla apartmandan topu merdivenlerde ayağına alarak çıkardı.

Üçüncü tipler ezan-babanın eve gelmesi kabusunu yaratan annelerdir. Bu isimler nedense akşam ezanını bir nevi Markus Merk'in son düdüğü, babanın eve gelişini Michel Platini'nin UEFA Başkanlığı'na gelmesine benzetirler çocukları eve çağırırlardı. Maalesef ki, karşı cinsten olmaları sebebi ile futbolun ruhu hakkında bihaber olurlar 9-9 giden ve 10. golü atanın kazanacağı kıran kırana bir mücadeleyi bile "eve gel diyorum" diyerek bitirirlerdi. Bugünün ruhsuz futbolcularının kökeni işte o günlerde yatar. 9-9 iken eve gitmeye, bir nesil alıştırılırsa, adamdan 10 yıl sonra nasıl sahaya yüreğini koymasını beklersin ki. O adam ezanı bekler hep.Bir diğer tip bizzat içimizde olanlardı.

İçimizdeki İrlandalılar. Bu tipler genelde kot pantolonla maça gelen, devre arasında salçalı ekmek yemeyen, diğer insanlardan "Ronaldogiller de bize geldi, dün Riberygillere" gittik gibi garip konuşan tiplerdi. Her şeye katlanılırdı ama bu arkadaşların yağmur yağdığında, kar yağdığında, onları geçtim, hava soğuduğunda "arkadaşlar isterseniz bitirelim" veya "ben eve gidiyorum" lafları cinayet sebebiydi. Bu arkadaşlar kaderin bir cilvesi topun da sahibi olurlardı ve onların gitmesi meşin yuvarlağın da gitmesi demekti. Kısacası, afedersiniz, top topu alıp eve giderdi.Bunun dışında maç devam ederken yoldan geçip topu ezen minibüsçüler, takımdaki erkek kardeşine gıcık olduğundan kale taşlarını bozan kızlar, takıma alınmadığı için maç devam ederken oyuna girip topu çalan çocuklar, pas alamadığında "ben oynamıyorum" deyip kenara çıkıp, takımını eksik bırakıp 10 dakika sonra kimse sallamayınca tekrar oyuna girip, oyuncu değişikliği kuralını ihlal edenler türk futbolunun bugün neden EURO 2008'in en az şans verilen ekiplerinden biri olduğunun sorumlusudur. Bu adamları tarih hiç bir zaman afetmeyecektir.

Yazı FlyingDutchman'dan çok hoşuma gitti,binlerce futbol dilencisinin hislerini ortaya koymuş umarım sizde beğenir ve kendi çocukluğunuzdan birşeyler bulursunuz.

TEŞEKKÜRLER FLYİNG DUTCHMAN

4 Haziran 2008 Çarşamba

Açılış Maçımız Öncesi Portekiz


Milli takımımızın grubun açılış maçını oynayacağı Polonyanın ardından pek fazla zorlanmadan Euro 2008'e katılma hakkı kazanırken özellikle 90'lı yılların altın jenerasyo nu olarak gösterilen 20 yaş altı tüm yaş gruplarında uluslararası şampiyonluklara imza koymalarına karşın A takım düzeyinde kazandıkları bireysel şöhrete rağmen milli takım düzeyinde beklenen turnuva şampiyonluklarını kazanamayan Luis Figo, Rui Costa, Abel Xavier, Vitor Baia, Fernando Couto, Jorge Costa, Sergio Conceiçao, Pedro Pauleta ,Sa Pinto,Joa Pinto,Paulinho Santos,Dimas,Nuno Gomez gibi bir oyuncu jenerasyonundan sonra Portekiz, bu kez genç takım jenerasyonlarında birlikte olmamalarına karşın futbol dinamikleri ile farklı mekanlarda farklı zamanlarda parlayan Ronaldo,Derlei,Deco,Carvalho,Ferreira,Nanni,Queresma,Peppe gibi çok daha etkileyici bir ekiple Euro 2008'e geliyor. Portkezi her nekadar beklenen şampiyonlukla tanışamasa hatta son şampiyonada direkten dönse dahi Euro 96'da Çeyrek Final, 2000'de Yarı Final ve 2004'te de final ,son Dünya kupasında Yarı final oynadığı gözlemlendiğinde istikrarlı ve emin adımlarla ilerleyen dikkat edilmesi gereken bir takım görüntüsü çizmekte.Portekiz milli takımı, 2004'de yaşanan talihsiz final ve 2006 'da tavam yapan görüntüsüyle son zamanlarda ''yetenekli amaiyi yoğrulmayan bir kadro'' tanımlamasının dışına çıktığını gösterdi. Yukarıda ismi geçen oyuncular, bir önceki jenerasyonun kıyısına kadar geldiği şampiyonluğu Portekiz'e hediye etmek için yeteri kadar formda olabilirler.Grup Elemeleri'nde Sırbistan'ın savunma oyuncusu Dragutinovic ile yumruklaşacak kadar Makyavelist olan Portekiz antrenörü Luiz Felipe Scolari, kaleci tercihinde pek sıkıntı çekmeyecektir. Milli formayla önemli turnuvalarda üstün performanslar sergilemesine karşın kulüp kariyeri aynı paralelde dolaşmayan Ricardo, 7 Haziran akşamı Portekiz'in kalesinde olacaktır. Scolari'nin kanat oyuncuları konusunda sıkıntılar yaşayabileceğini söyleyebiliriz. Scolari, belki de dünya üzerindeki tüm meslektaşlarının hayal bile edemediği kadar fazla opsiyona sahip, oyunun bu alanında. Orta sahaya geçmeden önce, savunmanın sağ ve sol kanatlarında görev yapabilecek üst düzey dört oyuncu olduğunu görebiliriz. Paulo Ferreira ve Miguel, sağ bek özellikleri daha fazla olan; ama savunmanın her iki kanadında da görev yapabilecek iki oyuncu. Boavista'dan Jorge Ribeiro'nun da sol bekte görev yapacak oyuncuyu yedekleyeceğini düşünürsek Portolu Bosingwa'yı savunmanın sağında izleyebiliriz.Portekiz savunmasının göbeği, Real Madrid ve Chelsea'den birer oyuncuya emanet olacak. Ricardo Carvalho, eski menajeri Jose Mourinho'nun yeni sezonda kurmayı planladığı Inter takımının savunmasına yerleşebilir, Euro 2008 sonrası; ama Portekiz, turnuva boyunca Carvalho'nun tecrübesine ve ileri çıkışlarına ihtiyaç duyacaktır. Geçtiğimiz sezon La Liga'da şampiyonluğa ulaşan Real Madrid'in kilit oyuncusu Pepe de savunmada Carvalho'nun partneri olacaktır. Pepe ve Carvalho, hava toplarındaki avantajlarını Nihat Kahveci ve Tuncay Şanlı gibi çabuk oyuncular karşısında iyi kullanmak isteyeceklerdir; ama Türkiye de ileride oynayan ikiliye Gökdeniz Karadeniz, Arda Turan ve Emre Belözoğlu gibi yerden oynayan oyuncularla destekleyerek Portekiz savunmasının üzerine gitmek isteyebilir.Portekiz'in en güçlü olduğu bölge, orta saha. Üst düzey bir santrfora sahip olmayan Portekiz, bu açığını sıradışı kanat oyuncuları ile kapatmak isteyecektir. Nani, Simao, Cristiano Ronaldo ve Ricardo Quaresma, maç içerisinde değişmeli olarak iki kanatta birden oynayarak rakiplerinin kafalarını karıştıran tarzda oyuncular. Bu noktada Deco'nun varlığını da düşünürsek, söz konusu dörtlüden ikisi kesilecektir. M. United'da birlikte oynamaya alışan Nani ve Ronaldo, Scolari'nin ilk 11'deki tercihleri olabilir.2006 Dünya Kupası'nda kademe atlayan Maniche, yalnız A.Madrid'ten İnter'e transfer olduktan sonra eski günlerinden oldukça uzajk bir görüntü çizen Maniche Euro 2008 kadrosunda yerini Benfica'dan Petit'e devretti.Petit, bu işin üstesinden gelebilir ancak oldukça sağlam alternatif isimlere sahip olduklarını söylemeden geçemeyecğim.Yanında oynayabilecek alternatifler sırasıyla, Raul Meireles, Fernando Meira ve Joao Moutinho.Portekiz'in en büyük eksiği ise son yıllarda olduğu gibi yine santroforlarının olmayısşı .Bu kadar alternatifi yüksek ve klas oyunculardan oluşan bir çok mevkiye sahip bir takımın santrfor problemi çekmesi oldukça sıkıntılı bir durum yaratmaktan ziyade belli bir aşamada kitlenmelerini yegane sebebi olarakta açıklanabilir.Werder Bremen'de forma giyen Hugo Almeida şuan için santrfor düzeyinde öne çıkan isim olarak görünmekle birlikte sezonu panathimnakos'ta geçiren Helder Postiga eski tüfek Nuno Gomes'e bel bağlamaktan öte şeçenekleri yok.Ronaldo,Nanni,Quresma gibi oyuncuların göstereceği üst düzey performans forvet hattında doğacak sorunu giderebilir ve santrofrsuz bir portekiz yarı final yoluna kadar problemsiz gelebilir.
Yazan: Yamaner http://tukresoccer.blogspot.com adresinden tüm yazılarıma ulaşabilirsiniz.

30 Mayıs 2008 Cuma

Trabzonspor'un Dönüşü

Trabzopnspor 1996 yılında Abdullah,Ogün,Hami,Ünal,Osman,Tolunay gibi milli takım kadrosununda temelini oluşturan oyuncular yaşadıkları mükemmel sezona rağmen Vanspor ve Fenerbahçe maçlarında ihtiraslarına kurban gidip şampiyonluğun kıyısından döndükleri sezondan sonra bir türlü ligin zirve yarışında olmadı.Yakalanmışken kaybedilen şampiyonluk Trabzonspor'dan kaybedilen şampiyonluktan çok daha fazlasını götürmüştü.
Beşiktaş'ın çöküş yaşadığı 2003 sezonun ardından yakalan lig ikinciliği ve Avni Akerde G.Saray kaybedilen maç ile kaybedilen olası bir şampiyonluk ile iki sezonluk zirve sonrası Lee Young, Symkowiak,Fatih,Gökdeniz,Yattara,Hüseyin,Tolga gibi oyuncular ile şıçrama yapmasını beklerken yaşanan D.Kiev ve Anorthosis kabusları sonrası yitip giden umutlar bu sezonki Ersun Yanal ile devam tercihi ardından yapılan transfer tercihleri ile tekrar yeşerecek gibi. Germinal Baa'dan alınan Arjantinli Gustavo Colman ve Bursaspor'dan Egemen transferi sonrası transfer haberleri arasında geçen Vestel Manisaspor'dan Burak Yılmaz ve Selçuk İnan'ın transferi için klüpleri ile mutabakat sağlandğı ve imzaların Cuma günü atılacağı yönündeki gelişmeler sevindirici.Egemen,Burak,Selçuk şuanda iç piyasadan alınabilecek en kaliteli 6-7 oyuncu arasında yerlamakta üstüne birde Ersun Hoca faktörü eklendiğinde umutlanmamak elde değil. Umarım umutlarımız boşa çıkmaz bu sezon Trabzonspor'u tekrar ait olduğu yerlerde keyifle izleriz.
Yazan:Yamaner bütün yazılarım için http://tukresoccer.blogspot.com/
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...